|
Işığın
Bekçisi Olmak
Yazan:
Rıfat Koçak
“…
Çünkü deniz kıyısında izler arıyorum bu aralar.”
Aykan Özener
İnsanın yaşanmışlıkları, el
sürdükleri, değişimleri, değiştirdikleri, var olma ve kalıcı
olabilme çabaları... Bunları en iyi görüp hissedebileceğimiz yerler;
yalnız mekanlar, geride bırakılan izler, emekler, eşyalar değil
midir? Dokunduğumuz bir objeden, duyduğumuz bir kokudan, gördüğümüz
bir ışık huzmesindeki tozdan yaşanılmış o anlara uzanırız.
Fotoğraflar da bunlardan birisi. Eski bir yatak, yırtılmış bir
battaniye, bir balıkçı kulübesi veya bir balıkçı gözetleme kulesi…
doğadan ekmeğini çıkarmanın ne kadar zor olduğunu anlamak için
yetiyor, anlatıyor verilen feda karlığın boyutunu. Vizörden bakıp
hapsedilmiş anların değerlerini hissettiriyor.
Işıklı bulutlara
ulaşmak için, geleceğimize merdiven dayadık! Geçmişin izlerindeki
serüven hep sürerken, aslında içimizdeki duyguların, söylemek
istediklerimizin, hayatı anlayıp anlatmak için hissettiklerimizin,
yani iç ışığımızı geleceğe nasıl taşıyabilirimizin çabası da hep var
olacaktır. Bundan dolayıdır ki hep koşuşlarımız ve merdiven
dayamalarımız,daha ışıklı bulutlara ulaşmak için verilen
fedakarlıklarımız olmaya devam edecektir.
“ Şunu hiç
unutmamalıdır ki, sanat, bir fedakarlık abidesidir. Eğer siz
fedakarlığa talip değilseniz, milyonlarca insanın ömrünü verdiği bu
müesseseye katılmaya hakkınız yok demektir.” Tolstoy – Sanat
Nedir?
Aykan’ın bir sanatçı fedakarlığı ve disiplini
ile, herkes uykudayken,sabahın ilk ışıklarını yakalama çabalarını ve
çalışmalarını yakından izleme imkanım oldu. Onu buna yönelten,
sadece ışığı yakalama çabası mıdır, yoksa oradaki gizli bir ruha
sahip olabilme isteği midir bilemem, ama yanından hiç ayırmadığı
fotoğraf makinesiyle geçen zamanın ve ‘an’lar içine gizlenmiş
ışıkların bir bekçisi olduğu kesin. Işığın bekçisi olmak kolay değil
tabi ki; her an tetikte bekleyen bir deklanşör, seçilen kadrajlar,
kompozisyonlar, renkler,geçmişin izlerini, kokularını,ustaca
dondurulmak istenen bir anın karelerini,yüzlerce kez çekiyor,
yorulmadan usanmadan.Yakalanmak istenenin ifadesi, belki de sadece
doğal ışığın değil içimizdeki ışığın bekçisi olabilmekten geçiyor.
Bu karelerde bizi
çeken,içine alan nedir?Doğaya karşı verilen bir mücadelenin uzantısı
mı yoksa insanın kendi özüyle hesaplaşması mı?Ya da insanın doğa
karşısında,barınma,korunma beslenme gibi ihtiyaçlarına cevap için
yaptıkları mı?
Ama birileri ışığı
beklerken,birileri balıkları, birileri doğacak güneşi bekler.
Birileri de gelip geçenleri.
Aslında
yaşam,çektiğimiz objenin ne olduğundan çok, kendi iç ışıklarımızda;
ışıkla, kompozisyonla, vizörle, kadrajla giden yolun samimi ve sevgi
dolu yolcuları olmak, olabilmek için sarfettiğimiz çabalarımızdan
ibaret.
Rıfat Koçak
Tüm makaleler
|